skip to Main Content

Sadi, İran edebiyatının en büyük şairlerinden biridir. Yaşadığı devir itibariyle hayatı ve kişiliği hakkındaki bilgilerin kesinliği şüphelidir. Sadi’nin gerçek adı bile bilinmemektedir söz gelimi. “Sadi” onun mahlasıdır ve onu koruma altına alan hükümdar Atabek Sa’d b. Zengi’nin ismine ithafen bu mahlası seçmiştir. Sadi’nin doğum tarihi, nerelerde eğitim aldığı, nerelerde yaşadığı hakkındaki bilgiler de birbirini tutmamaktadır. Fakat yine de ortak bazı noktalardan ve Sadi’nin eserlerinde kendisinden söz ettiği bölümlerden yola çıkarak hayatı hakkındaki fikir sahibi olabilmek mümkündür.

Sadi, Kazerunlu bir annenin oğlu olarak Şiraz’da dünyaya gelir. Bilime önem veren, erdem sahibi bir aileye sahiptir. Babası, hükümdar Atabek Sa’d b. Zengî’nin teğmenlerinden biridir. Sadi, henüz on iki yaşındayken babasını kaybeder.

Babasının ölümünün ardından, dedesinin himayesinde, eğitim hayatına Şiraz’da başlar. Daha sonra İran’ın Moğol istilasına uğraması sebebiyle Bağdat’a gider ve dönemin en önemli eğitim merkezi olan Nizamiye Medresesi’ne devam eder. Burada, çok önemli âlimlerden dersler alır. Bu insanların Sadi’nin üzerindeki etkisi de büyük olur, şiirle yakın teması bu dönemde gerçekleşir.

Eğitimini tamamladıktan sonra, İslam ülkelerini gezmeye başlar. Onun bu dönemde Elcezire, Suriye, Anadolu, Mısır, Marakeş, Azerbaycan, Belh, Gazne ve Pencap’ı gezdiği anlatılmaktadır. Sadi bu uzun seyahatten sonra bir süre Dehli’de kalmış ve burada dönemin ünlü şairlerinden Emir Hüsrev Dehlevi’yle tanışmıştır.

Dehli’den sonra Kudüs’e doğru yola çıkan Sadi, Şam’da Haçlılara karşı Türk-İslam ordularıyla savaşmıştır. Bu savaşta Hıristiyan kuvvetlerince esir alınmış, yıllarca ağır koşullarda çalıştırılmıştır. Sadi’nin bilgisine hayran kalan Suriyeli bir tüccar Sadi’yi satın alarak esaretten kurtarmış ve kızıyla evlendirmiştir. Ne var ki Sadi’nin evliliği pek de mutlu gitmemiş, evini terk edip Anadolu’yu, Çin’i ve Hindistan’ı gezip Şiraz’a dönmüştür. Fakat araştırmacılar bunun bir kurmaca olduğunu, Sadi’nin Hindistan ve Çin’e hiçbir zaman gitmediğini söylemektedir. Başka bir rivayete göre de Sadi, Anadolu’ya geldiğinde Mevlana’yla tanışmış ve tasavvuf hakkındaki derin ilgisini ondan edinmiştir. Bunun da doğruluğu şüpheliyse de Sadi’nin gezdiği coğrafyalardaki büyük şairlerle tanıştığı kesindir.

Sadi, uzun yıllar süren maceralı seyahatlerine doğduğu şehir Şiraz’da son vermiş ve burada kendine sakin bir hayat kurarak yalnızca okumaya ve yazmaya adamıştır ömrünü. Yazdığı şiirler hükümdar tarafından çok beğenilmiş ve Sadi, hükümdarın beğenisinin verdiği güvenle ve hükümdara duyduğu minneti ifade etmek için kaleme almıştır.

Sadi, tasavvufa ilgi duymaya başlayınca dönemin önemli mutasavvıflarından Şeyh Abdül Kadir Geylani’nin müridi olur ve onunla birlikte hacca gider. Yine bir rivayete göre Sadi tam on dört kez hacca gitmiştir.

Türk edebiyatında da Sadi’nin eserlerinin etkisi görülmüştür. Özellikle Divan edebiyatı döneminde Sadi en çok etkilenilen şairlerin başında gelmektedir. İlk olarak 14. yüzyılda Hoca Mes’ud , Ferhang-Name-i Sadi adlı eseri kaleme almıştır. Bu eser, Bostan’daki bazı parçaların çevirilerini içermektedir ve 19. yüzyıla kadar pek çok kez Bostan ve Gülistan’ın Türkçeye tercümeleri yapılmıştır.

 

Yazarın Kitapları

Back To Top